7 Eylül 2011 Çarşamba

Erozyon

          Toprak deyip geçmeyin ona o kadar çok ihtiyacımız var ki... Ölülerimiz bile onun sayesinde gizlenir. Keşke; derelerimiz çaylara, çaylarımız ırmaklara, ırmaklarımız nehirlerimize, nehirlerimiz denizlere dökülürken bir gölet oluşturabilseler.Burada durabilse sular. Karadan taşımış olduğu bu kıymetli toprak ürününü denizlerimize salmasalar. Ne yazık ki, bu topraklı sular, çağlayanlar ve şelaleler halinde denize dökülürler çoğu zaman...
          Bu, yaşamamıza çok lüzumlu olan toprağın ayağımızın altından yavaş yavaş ayrıldığını görmek ürkütüyor beni. yavaş da olsa azalan toprak, bir zaman aralığında gittikçe azalarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Takdir edersiniz ki, insanlığın yaşamını sürdürebilmesi için ağaca, bitkiye, yeşilliğe ihtiyacı vardır. Buğday başakları ancak toprakta hayat bulur. İşte bu denli lüzumlu olan toprağın yavaş da olsa kaybolmasını seyreden insanlık bir gün gelecek hatasını anlayacaktır.
          Toprak sadece suların kadrine uğramış değildir. Çoğu yerde, en mümbit araziler yerleşime açılmaktadır. Topraklar kazılmakta çoğu kez denize atılmaktadır.
          Eski insanları şöyle bir hatırlamakta yarar vardır. Neden acaba yerleşim alanları için tepeleri, yamaçları seçerlerdi? Zira onlar gaflet içinde değillerdi, ovaları ve mümbit alanları yaşamlarını devam ettirebilmeleri için bu işlerde kullanmazlardı.
          Hep medeniyetten bahsediyoruz ilerledi, yüceldi diyoruz. Oysaki medeniyet insanlığın yok olması için silah üretmekten başka düşünceye sahip değildir, bence insanlığın sonu, kıyamet denilen şey medeniyetin son eseri olacaktır.
       Allahın selamı üzerinize olsun benim ali cenap hemşehrilerim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder