Eski insanlar, kayaları oyarak, meskenlerini bu oyuklar içinde tertip ederlerdi. Kaya rijit ve tek bir malzemedir. Dolayısıyla doğanın en ağır şartlarına bile dayanır, muhkemdir. Hiç bir ilave malzeme kullanılmamıştır, kullanılan malzeme tamamen topraktır.
Daha sonraları yapılan binalar, toprak tuğlalar ve toprak yapıştırıcılar tarafındanimal edilir ve yine rijit bir bina elde edilirdi. Daha gelişmiş toplumlarda taş ön plana çıkmış, taşın rijitliğini temin için çok deneyimler yapılarak yapıştırıcı malzeme aranmış, sonunda yumurta akı karışımlı horosan harç, yapıştırıcı olarak en sağlıklı malzeme görülmüş ve bundan böyle görkemli binalar, çoğu kez bu malzemelerle meydana getirilmiştir.
Doğanın hırçınlığı göz önüne alınarak yapının duvarları kalınlaştırılmış böylece doğaya meydan okuyan ve hala günümüze kadar gelen eserler meydana getirilmiştir.
Eskinin dahi mimarlarından Sinan, bu eserlerin en usta mimarlarındandır. Yaptığı eserlerinden hesaplarını bugün bile zor anlayacağımız açıklıklarda taşı, oya gibi kullanmıştır. Bunlardan en önde gelenleri Süleymaniye, Selimiye Camii, değişik yörelerde yaptığı hanlar, hamamlar saymakla bitmez. Bunların hepsi dimdik ayakta durmaktadır.
Taşa en uygun görülen ahşap zaman içinde değişik binalarda kullanılmış, saraylar köşkler taşa hayat veren ahşapla güzellik kazanmıştır. Teknik ilerledikçe insan gücünü gerektiren bu tip binalar yerine daha basit binalar için malzemeler aranmış, neticede beton denilen çakıl ve yapıştırıcı malzeme olarak kullanılan çimento keşfedilmiş demirle uyum sağlayan bu malzeme betonarme denilen bir inşaat türünü meydana getirmiştir.

Betonarme; betonun demire yapışma özelliğinden istifade ederek, duvar ebatları küçültülerek, yüksek binaların bu malzeme ile yapılması günümüze kadar gündem dahilindedir. İşte burada doğal olmayan beton, çimento, kum, çakıl, demir gibi malzemelerin birleşmesiyle meydana geldiğinden rijitlik kaybolmuştur. Bu malzemelerden herhangi birinde olan aksaklık, yapılan binanın mukavemetinin kaybolmasına sebep olmaktadır. Örneğin bazen çimento yapıştırıcı özelliğini kaybeder. Bazı yörelerden alınan çakıl isteğe uygun değildir. Bazen milli, bazen tuzludur. Demir ise hava ve su temasıyla korozyon denilen çürümeye maruz kalır. Düşünemeyeceğiniz kadar ufak bir noktasının nem ve oksijene ulaştığı taktirde, bütünüyle çürüme tehlikesi arz eder. İşte buna korozyon diyoruz. Binalar için en büyük tehlike, işte bu olayda gizlidir. Çoğu kez temellerimizde bu olay sık sık görülmektedir. Çoğu binaların depremlerde zarar görmesi bu olay sebebiyledir. Bunun için koruyucu malzeme daima muhkem seçilmelidir. Depremlerde oluşan ufak çatlaklarda bile demir çözülmesini gözlemek mümkündür. Buradan alınan oksijen ve nem de temellerde olduğu gibi korozyonun oluşumuna sebep olur. Bu olay çelik konstrüksiyonlarda daha çok önem kazanır.
Bu yüzden temellerde su izolasyonunu ihmal edilmemesi, binada her hangi bir şekilde görülen çatlakların (buna sıva çatlağı deyip geçerler) onarılması icap eder. İşte mimarlarımızın ve mühendislerimizin çoğu zaman ihmal ettikleri bu tedbirlerin alınmaması halinde bina fazlasıyla zarar görür.




