29 Eylül 2011 Perşembe

Binalarda korozyon olayı


Eski insanlar, kayaları oyarak, meskenlerini bu oyuklar içinde tertip ederlerdi. Kaya rijit ve tek bir malzemedir. Dolayısıyla doğanın en ağır şartlarına bile dayanır, muhkemdir. Hiç bir ilave malzeme kullanılmamıştır, kullanılan malzeme tamamen topraktır.

Daha sonraları yapılan binalar, toprak tuğlalar ve toprak yapıştırıcılar tarafındanimal edilir ve yine rijit bir bina elde edilirdi. Daha gelişmiş toplumlarda taş ön plana çıkmış, taşın rijitliğini temin için çok deneyimler yapılarak yapıştırıcı malzeme aranmış, sonunda yumurta akı karışımlı horosan harç, yapıştırıcı olarak en sağlıklı malzeme görülmüş ve bundan böyle görkemli binalar, çoğu kez bu malzemelerle meydana getirilmiştir.
        
 Doğanın hırçınlığı göz önüne alınarak yapının duvarları kalınlaştırılmış böylece doğaya meydan okuyan ve hala günümüze kadar gelen eserler meydana getirilmiştir.
         
Eskinin dahi mimarlarından Sinan, bu eserlerin en usta mimarlarındandır. Yaptığı eserlerinden hesaplarını bugün bile zor anlayacağımız açıklıklarda taşı, oya gibi kullanmıştır. Bunlardan en önde gelenleri Süleymaniye, Selimiye Camii, değişik yörelerde yaptığı hanlar, hamamlar saymakla bitmez. Bunların hepsi dimdik ayakta durmaktadır.

Taşa en uygun görülen ahşap zaman içinde değişik binalarda kullanılmış, saraylar köşkler taşa hayat veren ahşapla güzellik kazanmıştır. Teknik ilerledikçe insan gücünü gerektiren bu tip binalar yerine daha basit binalar için malzemeler aranmış, neticede beton denilen çakıl ve yapıştırıcı malzeme olarak kullanılan çimento keşfedilmiş demirle uyum sağlayan bu malzeme betonarme denilen bir inşaat türünü meydana getirmiştir.

Betonarme; betonun demire yapışma özelliğinden istifade ederek, duvar ebatları küçültülerek, yüksek binaların bu malzeme ile yapılması günümüze kadar gündem dahilindedir. İşte burada doğal olmayan beton, çimento, kum, çakıl, demir gibi malzemelerin birleşmesiyle meydana geldiğinden rijitlik kaybolmuştur. Bu malzemelerden herhangi birinde olan aksaklık, yapılan binanın mukavemetinin kaybolmasına sebep olmaktadır. Örneğin bazen çimento yapıştırıcı özelliğini kaybeder. Bazı yörelerden alınan çakıl isteğe uygun değildir. Bazen milli, bazen tuzludur. Demir ise hava ve su temasıyla korozyon denilen çürümeye maruz kalır. Düşünemeyeceğiniz kadar ufak bir noktasının nem ve oksijene ulaştığı taktirde, bütünüyle çürüme tehlikesi arz eder. İşte buna korozyon diyoruz. Binalar için en büyük tehlike, işte bu olayda gizlidir. Çoğu kez temellerimizde bu olay sık sık görülmektedir. Çoğu binaların depremlerde zarar görmesi bu olay sebebiyledir. Bunun için koruyucu malzeme daima muhkem seçilmelidir. Depremlerde oluşan ufak çatlaklarda bile demir çözülmesini gözlemek mümkündür. Buradan alınan oksijen ve nem de temellerde olduğu gibi korozyonun oluşumuna sebep olur. Bu olay çelik konstrüksiyonlarda daha çok önem kazanır.

Bu yüzden temellerde su izolasyonunu ihmal edilmemesi, binada her hangi bir şekilde görülen çatlakların (buna sıva çatlağı deyip geçerler) onarılması icap eder. İşte mimarlarımızın ve mühendislerimizin çoğu zaman ihmal ettikleri bu tedbirlerin alınmaması halinde bina fazlasıyla zarar görür.

Eskiye dönüş çağrısı

Eski günler, eski insanlar hep özlemini duyarak bahsederlerdi hep eskiler.

Haklıydılar.

Bir aile kavramı vardı eskiden. Çocuklar kalabalık bir ortam içinde yetişirlerdi, büyüklerden çok şey kaparak. Muaşeret kaideleri vardı. Çocuklar bu ortamda bunları kolayca özümserlerdi. Yaşanan ortamlar sıhhi ve bahçeler içinde aydınlık, ferahtı ve bu ortamda yetişen çocuklarda huzurlu sıhhatli, neşeli ve şendiler.

Nerede şimdi o eyvanlı ortası her tür ağaçlarla bezenmiş çiçek çiçek kokan evler. Bilmem siz hiç yediniz mi ağaçtan kopararak narı, fıstığı. Hiç mangal yakarak bahçede bilmem hala yiyebiliyor musunuz patlıcanlı kebabı?

İşte böyle dostlarım. Zevkler dumura uğradı. Yok oldu neşemiz eğlencemiz. Medeniyet denen canavar yedi bitirdi eskileri. Bunlar rahmetlik babam belleğime nakış hatıralar. Sanki o günleri yaşar gibiyim. Farkındamısınız bilmem eski günlerin eski yaşantıların vaz geçtiğimiz tüm zevklerin özlemini duymaktayım. Sadece anılarımızda kaldı eskiler dahası yok dönüşü yok artık geri gelmez o neşeli günler.

"Punto" adlı blog'dan

Bunlara sebep olanlar acaba hiç düşündüler mi yaptıklarını. Görebildilermi yanlışlarını zira onlarda eskidi. Geriye bakıpta anımsıyorlar mı acaba atalarından kalan eyvanlı evleri.

Apartman hayatı devri başladı artık. Gençlik aksinin neşesini zevkini bilemiyor. İnsanlar için daha zor daha tatsız daha zevksiz günler sırada bekliyor.

Ey huzur dağitmak üzere kurulmuş müesseseler, belediyeler, devlet erkanı ne olur etmeyin eskinin sunduğu yaşantıları yeniden bizlere kazandırın. Eskiye gidemiyorsak bile eskiye yaklaşalım. Eski yaşantımıza yakınlaşalım.

Gönülden diliyorum.

16 Eylül 2011 Cuma

Doğanın öcü

         Tüm insanlar; doğayı zorlayarak yaşam savaşı vermektedirler. Hiç Şüpheniz olmasın, doğaya; insanoğlunun tüm zararları, yanına kar kalmayacaktır. Doğa, öcünü insanoğlundan fazlasıyla çıkaracaktır.
          Dünyanın bir dengesi vardır. Kendi etrafında dönerek gündüzü geceyi belirler. Güneş etrafında dönerekte mevsimler oluşur. Dönen bir cismin bir ağırlık merkezi vardır. Bu merkez değişmediği sürece dönme olayı hiç bir değişikliğe uğramadan devam eder. İnsanoğlu bu dengeyi bozacak şekilde yer altında ve yerin üstünde dünyaya fazlasıyla müdahele etmektedir. Yerin derinliklerinde açmış olduğu çukurlardan çıkarmış olduğu madenler dağları yok ederek, taşlardan elde edilen inşaat ürünlerini bazı noktalara yığınak yapmaları; bir gün gelecek doğanın dengesini bozacaktır.
          Barajlar şöyle bir bakıldığından bir noktada toplanarak yayılmış yükü o noktaya birikmesini temin edeceğinden doğa dengesini bozacağı düşüncesindeyim.
          Bu işlem; dünyanın dört bir yanında yaygın halde sürüp gitmektedir. Dünya kitlesi yanında bu gibi değişiklikler henüz dengeyi bozacak nitelikte değillerdir, ama bu birikimlerin çoğalması denge değişiklikleri, dünyada bir şeylerin eksildiği ve bir şeylerin arttığı gözlenmektedir.
          Güneş bütünüyle dünyaya hayat veren bir kuvvet kaynağıdır. insanların doğaya verdiği zarar yüzünden gökteki katmanları oluşturan tabakalardan ozon tabakasını zedelemiştir. Bu yüzden güneş insanoğluna zararda vermektedir. İnsanoğlu haris ve bencildir. Herşeyin kendi ulusu için, diğer uluslara karşı daha üstün olmak amacıyla silaha sarılmışlardır. Deneme için bile olsa patlatılan bobmalar dünyaya büyük zararlar vermektedir. Buzulların erimesi, doğanın insanlara karşı zaferidir. bu yüzden medeniyet adına dünyaya zarar verecek bu tip işlemlerden kaçınılmalıdır.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Erozyon

          Toprak deyip geçmeyin ona o kadar çok ihtiyacımız var ki... Ölülerimiz bile onun sayesinde gizlenir. Keşke; derelerimiz çaylara, çaylarımız ırmaklara, ırmaklarımız nehirlerimize, nehirlerimiz denizlere dökülürken bir gölet oluşturabilseler.Burada durabilse sular. Karadan taşımış olduğu bu kıymetli toprak ürününü denizlerimize salmasalar. Ne yazık ki, bu topraklı sular, çağlayanlar ve şelaleler halinde denize dökülürler çoğu zaman...
          Bu, yaşamamıza çok lüzumlu olan toprağın ayağımızın altından yavaş yavaş ayrıldığını görmek ürkütüyor beni. yavaş da olsa azalan toprak, bir zaman aralığında gittikçe azalarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Takdir edersiniz ki, insanlığın yaşamını sürdürebilmesi için ağaca, bitkiye, yeşilliğe ihtiyacı vardır. Buğday başakları ancak toprakta hayat bulur. İşte bu denli lüzumlu olan toprağın yavaş da olsa kaybolmasını seyreden insanlık bir gün gelecek hatasını anlayacaktır.
          Toprak sadece suların kadrine uğramış değildir. Çoğu yerde, en mümbit araziler yerleşime açılmaktadır. Topraklar kazılmakta çoğu kez denize atılmaktadır.
          Eski insanları şöyle bir hatırlamakta yarar vardır. Neden acaba yerleşim alanları için tepeleri, yamaçları seçerlerdi? Zira onlar gaflet içinde değillerdi, ovaları ve mümbit alanları yaşamlarını devam ettirebilmeleri için bu işlerde kullanmazlardı.
          Hep medeniyetten bahsediyoruz ilerledi, yüceldi diyoruz. Oysaki medeniyet insanlığın yok olması için silah üretmekten başka düşünceye sahip değildir, bence insanlığın sonu, kıyamet denilen şey medeniyetin son eseri olacaktır.
       Allahın selamı üzerinize olsun benim ali cenap hemşehrilerim.

6 Eylül 2011 Salı

Alt yapı sorunu

          Zenginler ucuz yaşar, istekleri sonuçlanır kolayca. Biz türkler, hala kendi başına ayakta durabilecek zengin ülkeler gibi her işini kolaycasonuçlandırabilecek durumda değiliz. hiç dikkatinizi çektimi bilmiyorum; ufak bir kanal tıkanıklığı güzelim asfaltlarımızın yama bohçası haline gelmesinin tek sebebidir. Yollar açılır kanal tıkanıklığı gideriflir tekrar kapatılır.
          Bu olay diğer yerlerde oluşan tıkanıklıklar yüzüden tekrarlanır durur.
      
          Elektrik idaresi aynı olayı değişik yerlerde aynen tekrarlar. Sular idaresi bu mevzuuda diğer kuruluşlardan farklı bir tutum içerisinde değildir. Zaman zaman kanalizasyonlar ve içerdiği pis suların içme suyuna karıştığı olası hallerdendir. Oysa sık aralıklarla yapılan bu masrafların toplamı zengin ülkelerin bir çırpıda yapmış oldukları galerilerin masrafını ikiye katlar.Bu galeriler kısacası şehrin ihtiyacı olan tüm tesislere kolayca ulaşılmasını sağlar. Onlarda asfaltı yaralamak yoktur. Yolları defalarca söküp yapmak yoktur. Bu söküp yapmalarda sadece telef edilen malzemeler değil yolun daralmasından dolayı bekleşen kara taşıtlarının luzumsuz yere harcadığı yakıt ve iş gücü kaybına da neden olur.

          Malesef tüm şehirlerimizde halka şirin görünebilmek için dış görüntüye ehemmiyet verilmiş kaldırımlar ve yollar defalarca sökülüp yeniden yapılmış alt yapılar ihmal edilmiştir. Oysa bu galeriler belediyelere yük olmadan halk tarafından da sağlanabilir.
          Bu iş için değişik detaylar ve yol kesitleri daima bu problemleri hal edebilecek niteliktedir. yeterki bizler seçmesini bilelim ve aydınlarımızın iş başına gelmesini sağlayabilelim